$

DOLAR

Turkish Lira/US Dollar44.7392
18 Nis · TCMB · TRY
Central Bank of the Republic of Turkey
Check: 18 Apr 2026 00:25 UTC
Latest change: 16 Apr 2026 22:04 UTC
API: CurrencyRate
Disclaimers. This plugin or website cannot guarantee the accuracy of the exchange rates displayed. You should confirm current rates before making any transactions that could be affected by changes in the exchange rates.
You can install this WP plugin on your website from the WordPress official website: Exchange Rates🚀

EURO

Turkish Lira/Euro52.742
18 Nis · TCMB · TRY
Central Bank of the Republic of Turkey
Check: 18 Apr 2026 00:25 UTC
Latest change: 16 Apr 2026 22:04 UTC
API: CurrencyRate
Disclaimers. This plugin or website cannot guarantee the accuracy of the exchange rates displayed. You should confirm current rates before making any transactions that could be affected by changes in the exchange rates.
You can install this WP plugin on your website from the WordPress official website: Exchange Rates🚀
AKADEMİSYEN DUYARLIĞI

AKADEMİSYEN DUYARLIĞI

Picture of Bahtiyar Bodur

Bahtiyar Bodur

Facebook
Twitter
WhatsApp

İKİ SLOGAN ARASINDA İRAN-İSRAİL/AMERİKA SAVAŞINI KÜLTÜREL PENCEREDEN OKUMAK: “BÖL, PARÇALA, YÖNET” VE “BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM”…

On yıllardır süren İsrail-İran arasındaki gerginliğin taşındığı son aşamada, Amerika Birleşik Devletleri de askeri güçleri ile sahneye fiili olarak çıktı. Bu çıkışın, aslında uzun zamandır beklenen bir hamle olduğunu hepimiz biliyorduk. Bilemediğimiz, sadece zamanı idi.

İran’a gerçekleşen saldırılar, Cenevre’de süren müzakerelerin bir an önce sonuca erişmesi ve bu sonuca, isteklerini alabilme adına ulaşmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri’nin, belki de “korkutma”, “neler yapabileceğini önceden gösterme” gibi bir ön gösterimi/ ön çalışması olarak okumamız gereken bir planı.

Peki bu plan, İran üzerinde ne kadar başarılı olabilir?

Tabii ki savaşın altında bildiğimizden farklı birçok sebep yatıyor. Öncelikli olarak ekonomi.

Amerika şimdiye kadar Libya, Afganistan, Irak, Yemen, Suriye gibi bölgelerde askeri olarak varlık gösterdi. Bu varlığın sebebini de “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” adına, bu isimler altında yaptı.

Ancak girdiği hiçbir ülke şimdiye kadar âbâd olmadı. O ülkelerin hiçbirisi eskisinden daha iyi olmadı. O ülkelerin hiçbirisi daha demokratik, daha özgür, insan hakları bakımından daha gelişmiş olmadı.

Madem bu özgürlük ve demokrasi oralara götürülemeyecekti, neden askeri olarak varlık gösterildi?

Cevap ekonomi. O bölgelerin ekonomik zenginliklerini daha fazla kullanabilmek, sömürebilmek.

İran’da da durum bundan farklı görünmüyor. Her ne kadar İran’ın zenginleştirmeye çalıştığı uranyum, nükleer enerji gibi alanların gelişmesinin, dünya ve bölge için tehlike olduğu savıyla hareket eden bir ABD ve inançsal karşıtlık ve güvenlik doktrininden dolayı kendisine düşman olarak tanımadığı bir İsrail ile karşı karşıya kalsa da İran, zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip. Bununla birlikte enerji yolları, deniz ticareti gibi sebepler de bölgenin kıymetini arttırıyor. Bu sebep bile, coğrafyadan bağımsız değerlendirilmesi durumda başlı başına bu savaşın felsefesini göstermekte.

Ekonomi konusu açılmışken, tarihi biraz geriye sarmak gerek.

Sömürgecilik…

Sömürgecilik 15. yüzyılda başladı.

Fransa, İngiltere, İspanya sömürgeciliğin öncüleridir. Dünyanın gelişmemiş coğrafyalarındaki kaynakları, kendi çıkarları için kullanırken; bölge halkının bu kaynaklardan faydalanamamaları üzerine kurguladıkları bu düzeni, yeni dünya düzeni olarak dünyanın kalanına, yadırgatmadan kabul ettirdiler.

O yüzden dünyanın en akla hayale gelmeyen coğrafyalarında Fransızca, İngilizce, İspanyolca konuşuluyor.

Aynı dönemlerde sanayide de devrim olmaya başladı. İnsan gücü yerini makineye bıraktıkça tarım çağı, sanayi çağına dönmeye başladı. Makineyi ve sanayiyi kullanmayan toplumlar/devletler varlık gösteremedi.

Osmanlı Devleti bunlardan birisi idi. Sömürgecilik yapmayan, sanayi devrimini kullanmayan ve milliyetçiliği okuyamayan Osmanlı, yeni dünya düzeninde yer alamadı[1].

Bu okumayı yapamayan sadece Osmanlı değildi tabii ki. Dünyaya bilimsel ve sanatsal anlamda yön veren “doğu”; önce Haçlı Seferleri sonra da sömürge sistemi ile bilimsel ve sanatsal anlamdaki üstünlüğünü “batı”ya kaptırdı.

İnsan gücü ile yetiştirdiği salatalığı, batıya satarak ekonomik üstünlük kazanmaya çalışan bir doğu var bugün. Batının ürettiği telefon ile batının geliştirdiği internet aracılığıyla, batıya göç etmiş ve oralarda doğu kültürünü yaşatmaya çalışan akrabalarımızla görüştüğümüzde batıyı eleştiriyoruz.

Srebrenitsa katliamı, Bulgaristan’daki Türk varlığına vurulan darbeler ve en son Filistin derken Batıyı tepkisiz kaldığı için ikiyüzlülükle sıklıkla suçladık. Arap Baharı ve devamında Irak, Suriye ve şimdi İran’dan dolayı Doğunun tepkisizliğini neyle adlandıracağız. İran’da okula düşen bombadan dolayı ölen çocuklar, Gazze’deki hastaneye düşen bombadan dolayı ölen insanlardan daha mı az önemliydi?

Kendi içimizde “Okullarda ilahi okumalı mıyız?”, “laiklik elden gidiyor mu?”, “orucu ne bozar?” tartışmalarına devam ettikçe; Irak, Suriye, Mısır, Yemen, Libya’yı okuyamadığımız gibi İran’ı da okuyamamaya devam edeceğiz.

Şii dünyasının sorunu olarak adlandırıp, Suriye ve İran’a sessiz kalmak; sünnîliğe dokunulmayacağı yanılsamasına girmek, tam anlamıyla bir ütopyadır.

Türkiye’nin de bir kısmının içerisinde bulunduğu coğrafya (Bereketli Hilâl, Mezopotamya, Akdeniz), emperyalist güçlere göre, “bölgedeki devletlere bırakılamayacak kadar” kıymetlidir. 2020 yılında yayınlanan Time Dergisi, Great Reset (Büyük Sıfırlama) başlığıyla yayınlandı. Kapak resmi ise oldukça ilginç. Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu bölge, Akdeniz bölgesi, pazılın son parçası olarak resmedilmişti. Dergi, bu kapağı covid-19


[1] Detaylı okumalar için, Taha AKYOL’un, “Bilim ve Yanılgı” adlı kitabını tavsiye ederim.

Diğer haberler
0%